Limbo yayınlarından derlenen tüm yazılar — en yeni bölümden en eskisine.
İrlanda'da molotofla yükselen aşırı sağ ile Avrupa diasporasında AfD'ye kayan Kürt ve Türk seçmenler, aynı küresel karşı-devrim dalgasının iki ucu; ölçüt değişmiyor — hegemon güce karşı kim savaşıyorsa onu desteklersin, ister İrlanda solu ister Şii ekseni olsun.
Limbo # Erkan Baş draması, Backrooms-Obsession ve okuma önerileri· 14 Haz 2026
12 Eylül darbesi Türkiye solunu silindir gibi ezerken Kürt hareketi gerillalarını Filistin'e çıkarıp bu kıyımdan sıyrıldı, sonra Çekiç Güç'le kurduğu ittifakla büyüdü; Türkiye solu üzerindeki bu asimetrik güç, PKK'nın Devrimci Yolcuları öldürmesinden Taner Akçam'ın Devrimci Yol'u içeriden tasfiye etmesine kadar sürdü.
Erkan Baş Batı'daki eğitimli Kürt kesiminde ciddi bir karşılık buluyor; ona yönelik linç kampanyasının arkasında ise hiç bedel ödememiş bir orta sınıf çetesi duruyor.
Aynı bölümde art arda değerlendirdiği iki korku filmi, korku sinemasının bugün nerede yeni bir şey aradığını iki farklı ölçekten gösteriyor: Backrooms'un liminal mekânı yeniden korkutucu kılma icadı, Obsesyon'un ilişkiyi korku motoruna çevirme denemesi.
Trabzon bir zamanlar CHP'nin ve radikal Kemalizmin kalesiydi, iç göçle adım adım sağa çevrildi; bugünse hem o bastırılmış sol tarih hem de Gürcü mitolojisine kadar uzanan imparatorluk kültürü aynı ihmalin altında kalıyor.
Burak Mengüç'ün videosuyla açtığı 'kim kime Kürt meselesini anlatabilir' zemini, birkaç dakika sonra Erkan Baş'a yöneltilen ırkçılık suçlamasının tam da üstünde durduğu zemin; konjonktürüyle, çarpıtılan cümlesiyle ve DEM'in kendi ırkçılık siciliyle bir linç kampanyasının anatomisi.
Konjonktür değişti, artık ayrım çekmeye gerek yok diyenlere karşı: Kürt halkına değil Kürt siyasetine mesafe koymadan Türkiye solunun bağımsızlaşma şansı yok, ve TİP bu pencereyi kendi adayı, kendi programıyla değerlendirmeli.
12 Eylül'ün solun direniş gücünü lağvetmesinden doksanların 'entübe sol'una, Apocu paradigmadan Halk Cephesi'nin PKK tanımına uzanan bir kendine yabancılaşma tarihi.
Tamar Tanrıyar'ın Sabah'a saldırısıyla açılan çatlak ve Bilal Erdoğan'ın taht yarışında rakipsiz kalması, aynı iç hizip savaşının iki görünümü: biri medyada patlıyor, biri kabinede sızıyor.
Tamar Tanrıyar vakası, Erdoğan sonrası, yeni parti tartışması|İnan Demirel'in konuğu Bartu Bölükbaşı· 1 Tem 2026
Bülent Arınç'ın çıkışına bakmak yanlış yere bakmaktır: AKP'nin gerçek doğrultusu Kemal Derviş'in neoliberal programının üstüne kurulmuş, başkanlık rejimiyle merkezileşmiş ve şimdi Amerika'nın Batı Asya'daki projesine eklenmiş bir parti olmasıdır.
CHP hem Kurtuluş Savaşı'nda hem Ecevit döneminde iktidara solun sırtından geldi, ama bugün MHP'yle gülümseyerek el sıkışıyor; aradaki çizgiyi de Kılıçdaroğlu döneminde partiyi TESEV'ci, Birikimci bir kadroya teslim eden aynı sınıfsal müdahale çekiyor.
CHP'nin yeni parti hamlesi, Amerikan demokratlarına ve Avrupa'ya bahis oynarken kendi ayağının dibindeki dip dalgayı görmüyor; sonuç sürekli sağa kayan, sol olmaktan çıkan bir 'Türkiye İttifakı' partisi ve ikinci bir Turgut Özal denemesi.
Ahmet Şık'ın Ayna kitabı Kürt hareketinin PKK şiddetiyle geç kalmış bir yüzleşmesini savunuyor; birkaç dakika sonra gündeme gelen Demirtaş spekülasyonu ise aynı hareketin seçim taktiğine, geleceğine bakıyor — biri geçmişin hesabı, öbürü sandığın hesabı.
Limbo # Deniz Göktaş çağı, Ankara'da Nato işgali ve kitap tavsiyeleri· 28 Haz 2026
Fransa kendi tarihini cumhuriyetlerle sayar, Türkiye'ye sorulunca da aynı soru çıkıyor: kaçıncı cumhuriyetteyiz? Cevap 1980'den başlıyor — Kenan Evren'in kurtardığı ve sahte bir forma soktuğu cumhuriyet, AKP'yle birlikte sultanlığa dönüşüyor.
Troçki'den Mao'ya, Bolşevik Devrimi'nden Küba'ya: iktidarı ele geçirmenin tek doğru yöntemi yok, her devrim kendi ülkesinin sınıfsal ve tarihsel aşamasına göre şekilleniyor — bu ne ilkesiz bir pragmatizm ne de kutsal metne sadakat meselesi.
Sol tarihinin en hipnotik hatipleri Bülent Uluer ile Bülent Forta'dan yola çıkarak: kişi kültü antidemokratik bir sapma değil, tarihsel mücadelenin bizzat aracı — Atatürk'ten Mao'ya, Mahir'lerin panteonundan Churchill'e; ve bu çerçeve doğrudan bugüne, Erkan Baş'ın adaylığına uzanıyor.
Ankara'daki NATO zirvesi öncesi yüzlerce sol aktivistin tutuklanması devletin korkutma stratejisinin en somut hali; Deniz Göktaş'ın hapse girmeyi göze almış bir figür olarak yükselişiyse bu stratejinin neden tutmadığının kanıtı.
Başaran Aksu, Dev Yolculuktan Soma'daki linç girişimine, oradan bağımsız işçi örgütlenmesine uzanan hattıyla gerçek bir organik aydın örneği; buna karşılık Reddit'te teori biriktiren pasif solcular ile ABD kaynaklı dil polisliğinin mirasçıları, sahiciliğin yerini performansın aldığı iki ayrı vitrin. Ölçüt hep aynı: kaç kişiyi karşı taraftan bu tarafa getirebildiğin.
1930'ların Cumhuriyeti'ni altın çağ diye anlatan efsane kendi ölçütüyle bile tutmuyor: gerçek demokratik Cumhuriyet 1961 Anayasası'yla doğdu, 1971 muhtırası ve 1980 darbesiyle öldü. Bugün ayakta duran şey Cumhuriyet değil, sömürge tipi faşizmdir.
Limbo # Butlanlı Yayın· 24 May 2026
Budapeşte'nin siyasi sessizliğinden yola çıkıp Macaristan'ı bozkır kültürünün en batı ucu olarak okuyan bir analiz — resmi tarihin Hunyadi Yanoş ve Matthias Corvinus çağını nasıl öne çıkarıp steppe kökenini nasıl gizlediğini, Budapeşte'nin güçlü Yahudi cemaatini ve AB üyeliğinin ülkenin dinamik gençliğini nasıl boşalttığını, Türkiye'yle keskin bir karşıtlık içinde ele alıyor.
AKP'nin zayıfladığı dönemde CHP'ye yapılan operasyon siyasi bir darbedir; ama asıl dramatik olan, 19 Mart'ta halkın kendi inisiyatifiyle elde ettiği kazanımların ardından liderliğin hareketi kendi elleriyle söndürmesidir.
Kültür savaşı, sosyal demokrasinin yüz elli yıl önce icat ettiği numarayı bugün tekrarlıyor: bir hakkı savunmayı, ondan yararlanacak kesime duyulan düşmanlık üzerinden gayrimeşrulaştırıp sınıf mücadelesini kimlik cephelerine bölmek. Sosyal demokrasi Bismarck'tan Blair'e komünist tehdide karşı bir antidot olarak var oldu; tehdit kalkınca CHP de dahil pek çok parti neoliberalizmin aracına dönüştü.