Yazı
Madenden Reddit'e: Solda Samimiyetin Sınavı
Başaran Aksu, Dev Yolculuktan Soma'daki linç girişimine, oradan bağımsız işçi örgütlenmesine uzanan hattıyla gerçek bir organik aydın örneği; buna karşılık Reddit'te teori biriktiren pasif solcular ile ABD kaynaklı dil polisliğinin mirasçıları, sahiciliğin yerini performansın aldığı iki ayrı vitrin. Ölçüt hep aynı: kaç kişiyi karşı taraftan bu tarafa getirebildiğin.
Limbo # Deniz Göktaş çağı, Ankara'da Nato işgali ve kitap tavsiyeleri ↗İnan Demirel'in röportaj serisinde çıkan en sağlam isim Başaran abiymiş . Eski bir Dev Yolcu — ve söylediği her şey tek bir eksende topluyor kendini: maden direnişini de sendikacılığın çıkışsızlığını da anlatırken teoriden değil bizzat pratikten konuşuyor . İşçilere gidip açıkça söylemiş: bunu sendika düzeyinde yapamazsınız ama bağımsız olarak, şu metotlarla yapabilirsiniz — ve bunu masabaşından değil, o örgütlenmenin içinde bizzat yer alarak anlatmış . Soma'da kendisine yönelen şiddetten, devletin bu şiddet karşısındaki tutumundan da çekinmeden bahsetmiş ; bunun bedelini de ödemiş zaten — sosyalist solun geniş bir kesimi onu "uvriyerizm", yani işçiliğe fazla saplanmakla suçluyor .
Başaran Aksu
1974 Hopa doğumlu, Devrimci Yol geleneğinden gelen bir işçi örgütçüsü. 2014 Soma maden faciasının ardından sendika bürokrasisinin işçiyi temsil edemediğini savunarak vardiya ve köy komiteleri kurmaya girişti; bu çalışma sırasında yaklaşık 400 kişilik bir grubun saldırısına uğrayıp üç ay hastanede yattı. 2008'de kurulan Umut-Sen'in örgütlenme koordinatörlüğünü sürdürüyor, 2018'de kurulan Bağımsız Maden-İş'in de kurucuları arasında. Nisan 2026'da madencilik şirketlerine karşı direnişleri desteklediği gerekçesiyle "kaçma şüphesi" ile gözaltına alındı.
Aksu'yu tarif etmenin en doğru yolu da bu zaten: tipik bir organik aydın .
Ablasının arkadaşıymış, hiç tanımıyormuş ama tarifi tek cümlede duruyor:
Adam greve gidip sonra babamın cenazesine gidip sonra yine başka greve gitmişti. Müthiş bir insan.
Teoriyle pratik arasında mesafe yok burada; biri diğerinin peşinden sürüklenmiyor, ikisi aynı hayatın içinde iç içe.
Solun Farklı Kesimlerden Gelmesi Doğal
Bu tarz rekabetler solda hep var olmuş, yeni de değil . Ama asıl mesele başka: Türkiye solunun farklı kesimlerinin içinden çıktığı gelir grupları, eğitim düzeyleri, kültürel arka planlar, hatta mahalleler birbirinden apayrı — ve Türkiye solu hâlâ oluşum evresinde, çünkü art arda gelen darbeler onu hep bu evreye geri itti . Toplumsal harekete geçiş 1980'le beraber yeniden oluşum aşamasına düşürüldü, 2010'lardan sonra da ezildikçe ezildi ; Gezi bir nefes, 19 Mart ikinci bir nefes oldu, ilki kadar büyük olmasa da . Şimdiki orta kademe kadrolar zamanla geride kalacak, yerlerini abilerin dayıların gadrinden kurtulmuş bir kuşak alacak — ve tam da bu yüzden Z ve alfa kuşaklarından çıkacak solculardan çok daha umutlu.
Yeniden bir kitleselleşme gelecek ama zemin farkları yüzünden bu tek bir çizgide olmayacak: kimi parti işçiler arasında güçlü, kimi kampüste, kimi kadın hareketinde, kimi LGBT topluluklarında, kimi de Akbelen gibi bölgelerdeki kırsal ekoloji hareketlerinde .
Şimdilik önemli olan birbirine çelme takmak değil, herkesin güçlü olduğu alanı sol tarafta tutması .
Tazo Gibi Biriktirilen Solculuk
Bu çeşitliliğin dışında, gerçekten sorunlu bir kesim de var. Belli partiler hakkında yorum istendiğinde bunu bilerek reddediyorum, çünkü soranların bir kısmı benim kadar samimi ya da iyi niyetli değil . Bir parti hakkında tek laf ettiğinde polemiğin dibine kadar gidiliyor, tartışma saçma sapan noktalara sürükleniyor — geçenlerde "devrimci demokrat" meselesi üzerine, bağlamını iki kere net biçimde sınırlandırarak konuştuğum halde , yorumlar sanki bütün zamanlar ve durumlar için mutlak bir önerme yapmış gibi geldi . Bağlamı okuyup kavrayamayan bir kesim var solda, bunu söylemek zorunda kalıyor .
Asıl mesele de tam burada: solda azınlıkta ama var olan bir profil, solculuğu internetten öğrenmiş — Reddit'ten, Twitter'dan . Bunu bir tür tazo gibi biriktirilecek şey sanıyor. Ercan Bölükbaşı'nın bir keresinde anlattığı gibi:
"adam evde Marx Engels biriktiriyor" — yani solculuk, hayatında hiçbir karşılığı olmayan, Yu-Gi-Oh ya da World of Warcraft bilgisi gibi arkadaşlara hava atmak için biriktirilen yüzeysel bir anlatı . Ezilenlerin iktidar mücadelesi diye bir kavram yok bu adamın kafasında; olan şey belli dogmalar, belli yayınlar — sanki Vatikan'ın öğretileri gibi mutlak doğrular, sürekli oraya başvurarak laf üretiliyor . Bu adamı bir eylemde de göremezsiniz zaten .
Çünkü asıl ölçüt tek: karşı taraftan kaç insanı bu tarafa getirebiliyorsun ? Bütün solculuk kriterleri buraya kadar indirgenebilir :
Ben mükemmel bir solcuyum ama hayatımda bir kişiyi solcu yapmadım. O zaman pek de değilmişsin demek ki.
Yaptığın eylemler sonucunda tek bir kişi bile solcu olmadıysa sen pek Marksist değilsin — iyi bir ahlakçı olabilirsin belki, düşüncelerini belli bir sol kültürle, belli bir adalet anlayışıyla tutarlı hale getirmiş olabilirsin, ama bu seni Marksist yapmaz . Marksist olmak ellerini kirletmeyi gerektirir: sevmediğin kesimlerle muhabbet etmen, onları seveceğin bir hale getirmen gerekir . Zor bir iş bu — ezilen kesimlere laf anlatmak, aralarına girmek, onları savunmak; çoğu zaman beklediğin gibi gitmez, sana tepki verirler, senden nefret ederler . Kendini sevdirmen gerekir ama huylarına suyuna giderek değil :
Böyle samimi görünüp gerçekten kendi düşüncelerinden vazgeçmeden onların terminolojisine göre esneyerek anlatabilmen gerekir.
İnternette büyüyen anonim solculuk tam da bu disipline giremiyor — saksıda büyümüş, gerçek bir muhabbetin sürtünmesini hiç yaşamamış, ve tam da bu yüzden insanları sola çekmek yerine soldan uzaklaştırıyor . Ortaya çıkan sonuç ironik: birileri seksen dört yılında yazılmış bir dergi cevabına "yanlış cevap" diye itiraz ediyor, "Lenin böyle dedi" deyip kendini selefi saymadığını iddia ediyor — oysa Marx'ın kendisi de birçok konuda Lenin'in söylediğinin tam tersini söylemişti . Marx'ın sistemine göre kapitalist işletmeler ortaya çıktıkça sistem neredeyse otomatik biçimde sosyalist bilinç üretiyordu, öncü partiye gerek kalmadan işçiler kendi kendine devrimci bir aksiyona girişebilirdi ; Lenin tam olarak buna itiraz etti, Marx'ın emperyalizm teorisinin de bir kısmını geliştirdi, bir kısmını reddetti, bir kısmını olduğu gibi kabul etti . Lenin'in gösterdiği o kopuş cesaretini gösteremeyen biri zaten Leninist olamaz — dogmayı tekrarlamak, dogmayı kıranın adını taşımanın en tembel yolu.
Dil Polisliğinin Yenilgisi
Aynı ayrım, sohbette sorulan bir soruya verdiğim cevapta da tekrar çıkıyor karşımıza: neden sadece beni dinliyorlar ? Cevabım hazır — dinlemiyorlar aslında, Zeki'yi, Deniz Durdu'yu, Perizat'ı, Çağatay abiyi de dinliyorlar, çünkü bu isimler samimi :
Solda uzun süre boyunca bu postmodernist, neoliberal, azınlıkçı ekolün samimiyetsizliği vardı, yani dil polisliğini solculuk sanan aptal bir ekip vardı.
Bu ekip ABD'de yenilince Türkiye'deki mirasçıları da yenilmiş sayıldı, buradaki güçlerini yitirdiler — yoksa sol içindeki o liberal saldırı çok daha yüksekti, solun kendi kodlarını bozmuş, halkla konuşamaz hale getirmişti . İtiraf etmek gerek: solun belli kesimleri yanlış tezlerle ortaya çıktığı için ciddi bir çöküş yaşadı, kendi ülkesine yabancılaştı, ondan nefret etti — büyük kısmı iltica etti, siyaseti bıraktı . Kalanlar da hem yıkıcı hem samimiyetsiz bir dille konuşurken bir de dil polisliği yapıyordu; elbette dinlenmiyorlardı . Kendi fikrini olduğu gibi, doğrudan anlatan biri çıkınca insanlar onu dinliyor — özel bir şey yapılmıyor aslında, bu arkadaşların yapmaya çalıştığı şey özeldi .
Çünkü bu "demokrat dil polisi" ekolünden çıkan isimler, cinsiyet ve kimlik politikaları üzerinden sanki gerçek bir toplumsal karşılıkları varmış gibi görünüyorlardı; oysa sokakta, kampüste, iş yerinde hiçbir zaman böyle bir karşılıkları olmadı — sadece YouTube'da, Twitter'da güçlü sanılıyorlardı, ve bugün o gücün de gerçekte var olmadığı ortaya çıktı . Popülariteleri de onunla birlikte bitti. Bunu tamamen kendi başarım da saymıyorum üstelik — daha önce bir başka dönemi nasıl konjonktürel bir durum olarak tarif ettiysem, kendi öne çıkışımı da öyle görüyorum: belli bir konjonktür beni öne itti, oysa hep aynı şeyi söylüyordum, aynı şeyi yapıyordum zaten .
Başaran Aksu'nun madende kazandığı itibarla bu sahnede kazanılan itibar aslında aynı sınavdan geçiyor: ortada laf var mı, yoksa karşılık da var mı sorusu.
İleri Okuma
- Devrimci Yol — Wikipedia1977'de kurulan, 1980 darbesiyle dağıtılan Marksist-Leninist hareketin genel tarihi.
- Soma Faciası — Vikipedi13 Mayıs 2014'te 301 madencinin öldüğü Soma maden faciasının tam kronolojisi.
- Başaran Aksu kimdir? — Kısa DalgaAksu'nun Soma sonrası örgütlenme çalışması ve maruz kaldığı linç girişimine dair ayrıntılı profil.
- Başaran Aksu yalnız değildir! — Umut-SenAksu'nun Nisan 2026'daki gözaltına alınma sürecine dair Umut-Sen açıklaması.
- Umut-Sen Nedir? İlkeleri Nelerdir? — Umut-SenUmut-Sen'in 2008'den beri sürdürdüğü bağımsız örgütlenme modelinin ilkeleri.
- Antonio Gramsci — WikipediaOrganik aydın kavramının kaynağı olan Hapishane Defterleri ve Gramsci'nin düşüncesine genel bakış.
- Akbelen Forest — Wikipediaİkizköy'de 2019'dan beri süren Akbelen orman direnişinin İngilizce özeti.
- Democrats' autopsy of 2024 U.S. election blames Harris and 'identity politics' for loss — CBC NewsDemokrat Parti'nin resmi 2024 seçim otopsi raporunun kimlik siyasetine dair eleştirilerine dair haber.
- Devrim Hareketi Sözcüsü Bölükbaşı ile söyleşi — 12PuntoErcan Bölükbaşı'nın Devrim Hareketi içindeki konumuna dair haber.