Yazı

İki Ölçekte Korku: Backrooms'un İcadı, Obsesyon'un Riski

Aynı bölümde art arda değerlendirdiği iki korku filmi, korku sinemasının bugün nerede yeni bir şey aradığını iki farklı ölçekten gösteriyor: Backrooms'un liminal mekânı yeniden korkutucu kılma icadı, Obsesyon'un ilişkiyi korku motoruna çevirme denemesi.

Limbo # Erkan Baş draması, Backrooms-Obsession ve okuma önerileri

Bu bölümde art arda değerlendirdiğim iki korku filmi, aslında aynı sorunun iki farklı ölçekten cevabı: biri koca bir stüdyo bütçesiyle mekânı yeniden korkutucu kılmaya çalışıyor, öbürü çok daha küçük bir yapımla ilişkinin kendisini korku motoruna çeviriyor.

Backrooms: mekân korkusunun yeni imzası

Backrooms'un neden önemli olduğunu görmek için önce son on yılın haritasına bakmak lazım. 2010'lu yıllarda Kore folk horror'da The Wailing'le inanılmaz bir atılım yaşanıyor, çok güzel bir alan açılıyor; Avrupa'da da Ari Aster Midsommar'la aynı pagan damarı, Wicker Man'den kalma o geçmişi diriltiyor . Beş altı yıl boyunca gerçekten iyi işler izledik . Ama tür kendi başarısını hızla tüketiyor: Babadook'la birlikte Freudyen travma edebiyatı korku sinemasının içine giriyor, her şeyi travmaya bağlamaya başlıyorlar; birkaç yaratıcı film çıksa da genel eğilim hep aynı travma iskeletine oturan yapılar oluyor .

'Travma korkusu' / elevated horror

2010'ların ortasında A24 gibi stüdyoların öne çıkardığı, jump-scare yerine yas, aile çöküşü, akıl sağlığı gibi temaları merkeze alan korku dalgasının eleştirmenlerce takılan adı; terim ilk olarak The Babadook (2014) ve Under the Skin (2014) döneminde yaygınlaşır, Hereditary (2018) ile iyice yerleşir. "Elevated" sıfatı da tartışmalıdır: bazı korkuyu "değerli", bazısını "değersiz" sayan bir hiyerarşi kurduğu için eleştirilir.

Tür bu doyuma ulaşınca stüdyolar bu kez tam ters yöne, egzorsizm tipi Katolik korkusuna dönüyor — Şeytan'dan miras kalan formülü yeniden üretmeye çalışıyorlar ve bence ağır sıçıyorlar . Hollywood tam bir kriz halinde: yüzlerce milyon dolar basıp Marvel filmleri kadar berbat sonuçlar alıyorlar .

O dönem artık iyi film izleme şansımız kalmadığını düşünüyordum; ya yapay zekânın gelişmesini bekleyecektik ya da bireysel sinemanın öne çıkmasını — Warhammer filmlerini tek başına yapan arkadaşın yaptığı türden işlerin .

İşte tam bu boşlukta Backrooms yeni bir imza . Liminal mekânlar üzerinden geliştirilen bir korku bu ve bence çok yaratıcı; yönetmenin şu anki başarısı da inanılmaz .

Backrooms ve Kane Parsons

A24'ün 2026'da vizyona soktuğu Backrooms, "Kane Pixels" adıyla tanınan Kane Parsons'ın (20 yaşında) ilk uzun metrajlı filmi; kendi YouTube web dizisinden ve "Backrooms" creepypasta'sından uyarlandı. Chiwetel Ejiofor ve Renate Reinsve'nin başrolde olduğu film dünya genelinde 330 milyon doları aşan hasılatla A24'ün tarihindeki en yüksek hasılatlı yapım oldu; Parsons da gişede bir numaraya çıkan en genç yönetmen unvanını aldı.

Endişem yönetmenin bu başarıdan sonra ne olacağı: büyük şirketlerin küçük yapımcıları IP'leriyle birlikte satın alıp yutma alışkanlığı, bu yolla yeni bir ekolün doğmasını engelleme dürtüsü .

Yani bu şey gibi, büyük şirketler küçük şirketleri satın alıp batırır kendilerine rakip olmasın diye.
Yine de umutluyum, çünkü yönetmen kendi IP'sini geliştirmekle ilgileniyor; mikro bir IP üzerinden — bir odanın mekân korkusu üzerinden — iş yapıyor ve sinemaya gerçekten yeni bir soluk getirebilir .

Filme dönersek değerlendirmem net: oyunculuklar sağlam, senaryo iyi, pratiğe dökülüş güçlü . Oyununu bile oynadım; hissiyat oyuna da çok yakın geçmiş . Puanım yedi buçuk, belki sekize zorlar — eleştirecek bir şey bile bulamıyorum, çünkü yönetmen kimseye hesap vermeden zaten kendi anlatmak istediği kadarını vermiş . Sonuç da bence bir Z kuşağı meselesi: Covid döneminde sosyalleşen, kendi kendini var eden bir neslin, mekân korkusu üzerinden tanımlanan yeni bir ekolü olacak bu .

Obsesyon: ilişkiyi korkulaştırma denemesi

İkinci film o kadar rahat bir vaka değil; daha puana gelmeden itiraf edeyim:

tam ikiye bölündük bu arada arkadaş grubumuz olarak.
Benim puanım altı buçuk — ama altını çizerek söylüyorum, çok sevdik .

Beğenimin kaynağı İskandinav mizahı. Danimarka sinemasını uzun süredir takip ederim: Mads Mikkelsen'i asıl ünlü yapan Adam'ın Elmaları, Yeşil Kasaplar, Tavuk ve Adamlar . Stellan Skarsgård'ın oynadığı bir Norveç filmi ise bence İskandinav mizahının gördüğü en iyi örnek; hatta bu tarz durum komedisi Türkiye'de kendi orijinal karşılığını buldu .

Obsesyon'un bu gelenekten devraldığı şey ise bir üslup değil, tek bir tercih .

ilişkinin kendisini bir korku unsuru olarak kullanmak çok yaratıcı.
Oyunculuklara hiçbir itirazım yok; renk ve görüntü yönetimi de sağlam .

Obsesyon = Obsession (2025)

Curry Barker'ın yazıp yönettiği, 750 bin dolar bütçeli 2025 ABD yapımı doğaüstü korku filmi. Barker, "that's a bad idea" adlı YouTube skeç komedi kanalıyla tanınan bir içerik üreticisiydi; 2023'te yüklediği kısa film The Chair, yapımcı James Harris'in teklifiyle uzun metraja dönüştü. Toronto Film Festivali'nde Focus Features'a 14-15 milyon dolara satıldı — festival tarihinde bir tür filmine ödenen en yüksek bedel — ve dünya genelinde 375 milyon doları aşan hasılatla stüdyonun en çok kazandıran filmi oldu. Nikki rolündeki Meksikalı-Amerikalı oyuncu Inde Navarrette'in performansı eleştirmenlerce özellikle övüldü.

Ama filmin sorunu da tam burada: bazı noktalarda hiç derinleşmemişler, senaryo bağlamında sağlaması yapılmamış kopukluklar var, hatta sonu bile zor anlaşılıyor . Yine de, tekrar edeyim, genel olarak beğendim; asıl rahatsız olduğum şey çığlık sahnelerinin fazla fetişize edilmesi — oysa Latin kökenli kadın karakterin karanlıkta sadece göz bebeklerinin göründüğü sahneler, bağırmaktan çok daha etkili duruyor . Bu abartı bazı izleyicileri irite edip salonu terk ettirecek kadar ileri gitmiş . Benim savunmam şu: senaryo derinliği zaten düşünülmemiş, çünkü film çok derin bir iş olarak tasarlanmamış — İskandinav mizahındaki durum komedisi kalıbına, neredeyse gerilla sineması hızında gelişen bir yapıya yedirilmiş . Kendi sınırımı da çizeyim: sinematografik teknik konuda uzman değilim, filmleri ancak siyasal ve içeriksel bağlamıyla yorumlayabiliyorum .

Sonuçta Backrooms'a net yedi buçuk, hatta sekize zorlanan bir puan; Obsesyon'a altı buçuk . Ama arkadaş çevremden bazıları filmi doğrudan sıfırladı, "nefret ettim" dediler . Fark bence tek bir ayrımda: ilişki konusunda hassas ya da duygusal olanlar, bağırma çağırma üzerine kurulu bu tarz ilişki-korkusu filmlerinden hoşlanmayabiliyor .

İki film de sonuçta aynı arayışın farklı ölçekleri. Backrooms koca bir stüdyo bütçesiyle mekânı, dört duvarı, bir odayı yeniden korkutucu kılmaya çalışıyor; Obsesyon çok daha küçük bir yapımla ilişkinin kendisini korku motoruna dönüştürmeye çalışıyor. Biri tuttuğunda bir Z kuşağı imzası, bir ekol oluyor; öbürü tuttuğunda da tutmadığında da bir arkadaş grubunu ikiye bölüyor — ama ikisi de korku sinemasının hâlâ yeni bir şey deneyebildiğinin kanıtı.

İleri Okuma

Paylaş