Yazı

Karadeniz'in savunması: Trabzon'un gömülü solu ve gömülü imparatorluk kültürü

Trabzon bir zamanlar CHP'nin ve radikal Kemalizmin kalesiydi, iç göçle adım adım sağa çevrildi; bugünse hem o bastırılmış sol tarih hem de Gürcü mitolojisine kadar uzanan imparatorluk kültürü aynı ihmalin altında kalıyor.

Limbo # Erkan Baş draması, Backrooms-Obsession ve okuma önerileri

Trabzon'un bugünkü imajı, kendi geçmişiyle konuşmuyor. Seksenlere kadar burası CHP'nin en güçlü kalelerinden biriydi ; Sedat Göçmen'in mahalle mahalle anlattığı gibi Faroz'dan Uzunkum'a kadar örgütlü bir sol vardı . Üstelik bu, bugünün zihnindeki "sağın kalesi Karadeniz" haritasının tam tersi bir tarih: elli yıllarda İzmir Demokrat Parti'ye oy verirken, Trabzon'un o yıllarda nerede durduğunu anlamak için şu kadarı yeter :

Trabzon'da adam vuruyorlardı. CHP'yi eleştirdi, Atatürk'ü eleştirdi falan filan diye. Bildiğin kafasına sıkıyorlardı milletin. Yani bu düzey bir radikal Kemalizm hakimdi.

Bu tablo kendiliğinden değişmedi, değiştirildi: Trabzon iç göçle mahvedildi . Oysa eski Trabzon'un kendi imparatorluk kültürü, kendi şehirli kültürü vardı; Karadeniz ticaretinin doğrudan içindeydi . Rum kültürünün etkisiyle kozmopolit bir liman şehriydi — Gürcüler, Lazlar, Ermeniler, Rumlar Türklerle iç içe yaşıyor, kendi edebiyatını üretiyordu -. Hatta Kızıl Ordu'ya katılan ilk kişi doğrudan süvari alayına, Trabzon'dan çıkıyor — bunu anlatan bir kitap bile var, ama adını yayında bir türlü hatırlayamadım .

Bu kozmopolit, solun güçlü olduğu Trabzon seksene kadar tek parça değildi zaten: faşistlerin güçlü olduğu birkaç ilçesine karşılık Maçka gibi solun güçlü olduğu bölgeleri de vardı, CHP'nin izinde Kurtuluş grubu özellikle güçlüydü -. Ama bu denge dışarıdan zorlandı — Kurtuluş, Devrimci Yol'la ortak hareket etmek zorunda kaldı, çünkü Erzurum'dan ve Gümüşhane'den taşınan faşist öğrenciler önce yurtlara yerleştiriliyor, sonra polis desteğiyle mahalle mahalle sokuluyordu . Seksen sonrasının iç göçü ise -yine başta Erzurum, sonra Amasya- işi bitirdi: Trabzon'un "kimyasını komple" değiştirdi, hakiki Trabzonlular kendi şehirlerinde azınlığa düştü -.

Üstelik tek örnek bu değil: Nihat Genç de Trabzonlu .

Adıyaman'da da aynı senaryo işlemiş: bir dönem CHP'nin bayağı güçlü olduğu bu şehir, aynı demografik mühendislikle, özellikle yetmiş dokuz-seksen olaylarıyla adım adım sağın kalesine dönüştürülmüş -.

İstedikleri toplum buydu. O toplumu döve döve döve elde ettiler.

Yine de iz sürülebiliyor: Trabzon'un bugün bile kemik bir CHP tabanı var, ne yapılırsa yapılsın orada kalmaya devam ediyor . Ve madem mesele "kültürel düzey", asıl bakılması gereken yer Ege değil iç Ege — Uşak, Burdur, Kütahya, Afyon, Isparta -. Antalya'da okurken tanıdığım bir arkadaşım, kolundaki dövme yüzünden, balkonda otururken komşuları tarafından polise şikâyet edildi .

Dövmeli bir adamın gelmesi mahallenin kültürünü tehdit ediyor falan. Böyle bir yobazlık yani Isparta.

Sonuç: on tane Trabzon bir araya gelse bir Kütahya kadar yobaz olamaz ; Artvin tek başına, toplasanız iç Ege'nin çıkaramayacağı kadar ilerici insan çıkarmış olabilir -. Tam da bu yüzden: Karadeniz'in üstüne haksız gidiyorsunuz .

Bir izleyici bu itirazı netleştirmemi isteyince ayrımı daha keskin çizeyim: son yirmi beş-kırk yıldır Türkiye'de gerçekten ciddi bir Doğu Karadeniz etkisi var, ama bu etki Türk-İslamcılığı üzerinden işliyor — yani bütün bölgeyle değil, Karadeniz'in sağıyla ilgili bir mesele .

Kadir Mısıroğlu falan, bunlar Karadeniz sağı. Altını sağ olarak çizerek istediğinizi söyleyebilirsiniz ve haklı olursunuz zaten.

Sorun, bu sağ imgeyi bütün bölgenin üstüne yayıp asıl mirası gömmek — çünkü o miras, iç Ege'yle yan yana konduğunda tartışmayı kendiliğinden bitiren bir mücadele tarihi:

Çünkü orada yapılan işler, yani Artvin'de, Fatsa'da, Ordu, Ünye tamam mı? [...] buralarda yapılan işler Afyon'da, Isparta'da yapılmadı arkadaşlar.

Rize'ye kadar uzanan bu hat için de aynısı geçerli : bu tarafa gösterilen haksız teveccüh, öbür tarafı -gerçek kadroları, gerçek mücadeleyi- haksız biçimde gömüyor -.

Terzi Fikri ve Fatsa Deneyi (1979-1980)

Fikri Sönmez, "Terzi Fikri", Ekim 1979'da Fatsa (Ordu) belediye başkanlığını Devrimci Yol desteğiyle bağımsız aday olarak kazandı. İlçeyi mahalle komitelerine böldü, halk denetimli bir yerel yönetim modeli kurdu. 11 Temmuz 1980'de askeri harekâtla deneyim sona erdi, Sönmez tutuklandı ve 1985'te cezaevinde öldü. Türkiye solunun en bilinen özyönetim örneklerinden biri kabul edilir.

Bir de bambaşka bir hat var: Karadeniz müziği. Bretanya'daki Kelt festivaline ilk kez bir Karadenizli grup çağrıldı ve müzikal altyapıları orada bile fark yarattı -. Tulum tek başına bu derinliğin kanıtı — Bulgaristan'da da var, Makedonya'da da, Slavlarda da; Hititler bile kullanmış -.

Tulum / gayda: tek bir Karadeniz icadı değil

Tulumla akraba tulumlu çalgılar Balkanlar'dan Kafkasya'ya geniş bir hatta yayılıdır: Bulgarcada gaida, Makedoncada gajda, Rumcada tsabouna, Lazcada guda, Gürcücede gudastviri, Ermenicede parkapzuk. UNESCO, bu geleneği Türkiye-Bulgaristan ortak dosyasıyla somut olmayan kültürel miras listesine aldı. Hitit kabartmalarında da tulumu andıran çalgı tasvirleri var; kökeni MÖ 1000'den önceye gidiyor.

Bu müziğin tek zayıf noktası söz : Hemşin havalarındaki gibi sözsüz kalabildiği yerde çok daha güçlü, ama genelde "elümüze verdiler," "ayrılık defterini elimize verdiler" tarzı şiveli, klişe bir söz yazma geleneğine mahkûm edilmiş -.

Doğası bu kadar güzel. Müzikal altyapısı bu kadar güzel. Siyasal olarak acayip vurucu tarafları var ve imparatorluk kültürü var. Daha ne olması gerekiyor?

Karadenizlilerin asıl sorunu bu zenginliği somutlaştıramamaları — sağ iktidarları ve gelenekleri sürekli besleyip durdukları için, oradan başka bir Karadeniz panoraması hiç çıkmamış -. Oktay Özel var, Kudret Emiroğlu var, çalışan insanlar var; ama benim ilhamım daha çok mitolojiden geliyor -. Ve asıl bastırılan katman da tam burada:

Çünkü Karadeniz'in mitolojik altyapısı Gürcü mitolojisi aslında.

Bunun anlatılmamasının sebebi de dolambaçsız: Karadeniz'deki nüfusun önemli bir kısmı Türklüğü şemsiye kimlik, Müslümanlığı da giriş kapısı olarak benimsemiş durumda; kökenlerinin farklı olduğunun farkındalar ama bunu kurcalamaya gerek görmüyorlar -. Örnek de hazır: Germa Koçi — bir av tanrısı, Gürcü mitolojisindeki karşılığı da Oça Koçi -.

Germakoçi ve Oçokoçi

Laz halk anlatılarında Germakoçi ("dağ adamı"), ormanda yaşayan, bedeni kıllarla kaplı, insan biçimli bir yaratıktır. Mingrel-Gürcü folklorundaki karşılığı Oçokoçi de aynı şekilde ormanda/dağda yaşayan, kışın köylere inen, tüylerle kaplı bir figürdür. İkisi de akademik literatürde "orman canavarı/ruhu" olarak sınıflanır; av kültürüyle bağı, bu figürlerin hayvanların ve ormanın efendisi sayılan daha eski Kafkas av tanrıları geleneğiyle akrabalığından kaynaklanıyor.

Türkiye'de Gürcü mitolojisi üzerine basılmış tek kitap var — konuyla ilgili tek doğrudan çeviri eser, ancak 2023'te yayımlanabildi. Bu tam bir eksiklik, çünkü Laz kültürü Gürcü kültüründen; Doğu Karadeniz coğrafyası, oradaki kültürel bellek Gürcistan'dan ayrı düşünülemez -. Mengrel, Laz, Gürcü anlatıları bütünleşik bir yapı; Lazca ve Gürcüce girmeden bir Karadeniz mitosu kurulamaz -. Aynı mantık mutfak için de geçerli: Karadeniz'in bazı yemekleri, bitkisel beslenmeye dayalı "kıtlık yemekleri" olarak Türkiye'nin başka hiçbir yerinde yok, ve bunun da kendi tarihsel bir arka planı var -. Örneğin 1300-1400'ler arası bölgeye giden Katolik seyyahların Trabzon'daki silah fetişizmine dair notları, bugüne kadar süren bazı kültürel kalıpların izini veriyor -.

Geriye tarihsel katmanlar kalıyor — ve Bizans Trabzon'unu, ondan önceki Pontus'u, ondan da önceki Kaska ve Pala kabilelerini yok sayarak hiçbir yere varılamaz -.

Bütün bu tabakayı bir arada tutacak, bölgeden çıkmış birinin yazacağı bir "Karadeniz mitolojisi atlası" olmamasına üzülüyorum — olsaydı, onu burada tanıtmak, anlatmak isterdim -.

İleri Okuma

Paylaş