Yazı

Mesafe Tezi: Kürt Halkına Değil, Kürt Siyasetine

Konjonktür değişti, artık ayrım çekmeye gerek yok diyenlere karşı: Kürt halkına değil Kürt siyasetine mesafe koymadan Türkiye solunun bağımsızlaşma şansı yok, ve TİP bu pencereyi kendi adayı, kendi programıyla değerlendirmeli.

Limbo # Erkan Baş draması, Backrooms-Obsession ve okuma önerileri

Çevremden sürekli aynı itiraz geliyor: konjonktür değişti, arkadaşlar müzakere ediyor, Kürt siyasetine artık bir saldırı yok, saldırı TİP'e ve CHP'ye yöneldi — o hâlde eskiden çekilen ayrımların bugün bir manası kalmadı . Oysa değişen konjonktür bu ayrımı eskitmiyor; tam tersine, mesele hiç olmadığı kadar netleşiyor .

Ben tam tersini söylüyorum, Kürt siyasetiyle araya mesafe çekmeden Türkiye solunun bağımsız olma şansı yok.

Bunu da ilk kez söylemiyorum: Erkan Baş'ın aday olması gerektiğini, TİP'in kaçınılmaz olarak bağımsızlaşma yoluna gireceğini aylar önce bütün yayınlarda söyledim; tarih de doğruladı . Hesap gayet somut: CHP'nin aday çıkaramadığı bir seçim krizinde CHP tabanının ciddi bir kısmı TİP'e kayar, parti yüzde yediyi geçebilir . Ama bu fırsat bir kereye mahsus — kaçırılırsa bir daha gelmez; TİP etkisiz bir meclis partisine dönüşüp dağılır, Türkiye solunun üstüne de yeniden uzun bir uyku çöker .

Üstelik bu uyarı yerel bir taktik meselesi değil, dünya ölçeğinde yükselen bir dalganın parçası. Doğan Ergün'ün "kara düzen" dediği karşı devrimci süreç bütün dünyada yükseliyor; tarihsel olarak solda duran, Filistin eylemlerine yüz binlerin katıldığı İrlanda gibi bir ülkede bile milliyetçilik göçmen karşıtı şiddete kadar vardı . Türkiye'deki karşılığı da simetrik: nasıl gurbetçilerin büyük kısmı neo-Osmanlıcı, AKP çizgisine kaydıysa, Almanya merkezli Kürt diasporasında da aynı şekilde bir Barzanici milliyetçilik patlamış durumda; müzakere başladığından beri yazan çizen kesimin büyük bölümü, kendini Barzanici saymasa da aynı ilkel milliyetçi tezleri hem Türklere hem özellikle TİP'e karşı kullanıyor .

Bu tablonun içinde DEM Parti'nin konumu da acımasız bir sadelikte duruyor: devlet doğrudan örgütle konuştuğu için partinin siyasi bir fonksiyonu kalmadı — bu iş bitti bile . Geriye kalan, işlevsizleşmenin üstünü örtmek için TİP'e ve Erkan Baş'a "ırkçı" damgası vurmaya çalışan bir refleks .

Tam bu noktada ayrımın kendisi: mesafe kime, neye konuyor? Kürt halkına değil. Kürt halkının yanındayım; Kürtçe ana dilde eğitim de, Kürt tarihinin müfredata girmesi de gerekiyor — hatta bunlar cumhuriyetin en başından yapması gereken işlerdi, çünkü Fransız tipi uluslaşmanın bu düzeyde bir zarar açacağı zaten belliydi . Mesafe, Kürt siyasetine — yani bugün o boşluğu dolduran hatta.

O hat da lafı dolandırmayı hak etmiyor: AKP ile fiilen ittifak hâlinde, Apocu paradigmayla dünyaya bakan bir çizgi bu; arkasında da — Sungur Savran'ın kavramıyla — bir "petrol açılımı" var .

Bu çerçevede Kürt siyaseti, Türkiye'yle birlikte bu paylaşımdan pay kapma derdinde: geniş bir "Abraham Antlaşması" hattı Türkiye'yle İsrail'i yukarıdan zorla bir ittifaka sokuyor; Kürtlere de bu düzende Türklerin protektorası altında bir vasal topluluk rolü biçiliyor .

Bu da tarihsel bir tekrar aslında: Öcalan'ın bu düzende Kürtlerin lideri konumuna oturtulmaya çalışılması, yeni bir İdris-i Bitlisi yaratma girişimi — nasıl yeni bir Osmanlıcılık, yeni bir Yavuz Sultan Selim figürü isteniyorsa, ona eşlik edecek yeni bir İdris-i Bitlisi de aranıyor .

İdris-i Bitlisi

Kürt kökenli Osmanlı devlet adamı ve tarihçi (y. 1452-1520). Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran seferi öncesinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki Kürt beylerini Osmanlı safına kazandıran diplomatik ağı kurdu; karşılığında bu beyliklere babadan oğula geçen, yarı özerk bir yönetim ayrıcalığı tanındı. Osmanlı tarih yazıcılığına Farsça Heşt Behişt ile de damga vurdu.

Buradan çıkan sonuç net: bu çizgi düzen içi bir çözüm arayışı olduğu için onunla uzlaşılamaz . Ve sessiz kalmanın bedelini görmek isteyen, Erkan Baş'ın başına gelene baksın: Batman'da polisle arbedeye girip taş yiyen adamı, o gün bizzat yanında duran insanlar ırkçılıkla suçlayabiliyor .

Ahmet Türk bile bunu söylüyor ya. İnanılmaz gerçekten ya. Vefasızlıkta bir dünya markası ya bu siyasal hareket.

İkinci mesele "mesafe" kelimesinin nasıl çarpıtıldığı — çünkü bu ayrımın bulanıklaştırılması, linç kampanyasının temel malzemesi. O yüzden bir kez daha, açık açık:

Kürt halkına mesafe konulmayacak. Kürt halkının meşru hakları savunulacak. Kürt siyasetine […] mesafe konması gerekiyor.

Bu ayrımın ne kadar kaygan tutulduğunu tek bir örnek gösteriyor: hareketin yakınındaki Faik Bulut bir örgütten sürekli "Kürt Partisi" diye bahsedebiliyor; ben aynı ifadeyi kullansam anında ırkçılıkla damgalanırım. Terim araçsal — saldırı altındayken eziliyor, övünç gerektiğinde gururla sahipleniliyor .

Bu kadar göreliliğe dayanan bir hareketle doğrudan tartışmak manasız. TİP'in yapması gereken, kendi rolünü tarif etmek: Kürtlerin haklarının da hamisi, Türkiye'nin tamamının da savunucusu. Çünkü ortada gasp edilmiş bir temsil tekeli var; "sen bu alana giremezsin, Kürtleri örgütleyemezsin" baskısı bizzat o tekelden geliyor . Baskının somut testi de basit: yirmi maddelik bir listede on dokuzunda hemfikir ol, tek bir maddede ayrış — anında "Kemalist, şoven, faşist" ilan edilirsin. Böyle bir zeminde siyasi tartışma mümkün değil .

Üstelik bu mekanizmanın toplumsal tabanı komik denecek kadar küçük: Türkiye'de X kullanıcı oranı yüzde yedi civarında, Kürtler arasında daha da düşük; ortada elli-yüz kişilik bir WhatsApp çetesinin ürettiği bir algı var — Batı'daki dershaneden bozma üniversitelerden mezun, kendini siyasi iletişimci diye pazarlayan orta sınıf bir zümrenin İstanbul'un belirli semtlerinden yürüttüğü, tek işlevi Kürtlerle Türkler arasını açık tutmak olan bir operasyon .

TİP'in 2023 seçim sonucu

14 Mayıs 2023 genel seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi yüzde 1,73 oy aldı. Erkan Baş, Saliha Sera Kadıgil ve Ahmet Şık İstanbul'dan, tutuklu bulunan avukat Can Atalay ise Hatay'dan milletvekili seçildi.

Çetenin çalışma yöntemi de belli: bir hedef seçip kesitlerle günlerce linç ettirmek, halkı buna inandırıp sonra da "bak halk inanmış" diyerek bunu koz olarak kullanmak — ve bu sefer hedef bizzat Erkan Baş'a kadar geldi . Bu çetelerle hesaplaşılmadan hiçbir yere varılamaz; teşhir edilmeleri gerekiyor . Buna karşı TİP Kürtlere doğrudan, aracısız hitap etmeli; aksi hâlde birkaç danışmanlık avcısının üstünden operasyon çekilebilir, ama bu kalıcı bir hasar olmaz. Çünkü bu işin bir turnusolü var, ve o turnusol lafı değil bedeli ölçüyor :

Bir tane gözaltısı olmayan adam Kürtler adına ahkam kesiyor. Sen kimsin lan?

Bu çevrenin Erkan Baş'a yönelik ırkçılık suçlaması ise tersine çevrilmeyi hak ediyor: Boşnak kökenli olduğu için kendisine yöneltilen alayların, "Balkan göçmeni" imasının adı düpedüz ırkçılık — Burak Mengüç'ün bu konudaki videosu da izlenmeye değer .

İnanılmaz bir Balkan düşmanlığı var yani. Müthiş ırkçı herifler ya. Sadece beyaz tenli, yeşil gözlü, böyle Balkanlı bir adam olman saldırmalarına yetiyor.

Buradan tezin asıl kanıtına geliyoruz. TİP 2023'teki yüzde birini tanıtımla ya da popülerlikle değil, tam tersine HDP'nin o dönem TİP'i "PKK'lı" diye linç etmesiyle aldı: Türkiye'nin batısında bu yüzden TİP'e oy vermekten çekinen solcu, CHP'li bir kesim, tam da bu mesafe algısı yüzünden ikna olup TİP'e yönelmiş . Yani Kürt hareketinin kendisini TİP'ten ayırma çabası, dönüp dolaşıp TİP'e daha fazla oy kazandırmış — bu bir kereye mahsus bir talih değil, tarihsel bir mekanizma, ve eninde sonunda yine kendini tekrar edecek .

Tamamen kendi programı, kendi adayı kendi söylemiyle girecek Türkiye İşçi Partisi.

Son söz bir özgüven çağrısı: Türkiye solu kimseden icazet almadan Kürtleri kapsamayı öğrenmeli, aşağılık kompleksinden kurtulup kendi tarihine bakmalı . 1980 sonrası direnişin nasıl işlediğini, hangi "likidatör" grupların kimin hesabına çalıştığını merak eden için de iki isim bırakayım: Yaşathak Aslan ile Oğuzhan Müftüoğlu'nu okuyun, bir de Taner Akçam ve çevresini — ve o dönemin ortaya çıkardığı "82 politik hattı"nın nereye vardığını sorun .

İleri Okuma

Paylaş