Yazı
AKP'nin Gerçek Doğrultusu: Derviş'in Mirası, Amerika'nın Projesi
Bülent Arınç'ın çıkışına bakmak yanlış yere bakmaktır: AKP'nin gerçek doğrultusu Kemal Derviş'in neoliberal programının üstüne kurulmuş, başkanlık rejimiyle merkezileşmiş ve şimdi Amerika'nın Batı Asya'daki projesine eklenmiş bir parti olmasıdır.
Tamar Tanrıyar vakası, Erdoğan sonrası, yeni parti tartışması|İnan Demirel'in konuğu Bartu Bölükbaşı ↗Bülent Arınç'ın söylediklerini fazla abartmaya gerek yok — mesele tek bir figürün çıkışı değil, AKP'nin genel doğrultusu . Ve o doğrultu tek cümleye sığıyor: AKP, Kemal Derviş programının üstüne gelen neoliberal, siyasal İslamcı bir parti . Cumhuriyeti tasfiye kararı da buradan çıkıyor; çünkü bu karar, neoliberal hareketin toplumun en kılcal damarına kadar sızmasıyla iç içe geçmiş bir karar, ayrı bir hadise değil .
Kemal Derviş ve 2001 programı
2001 krizinin ortasında Dünya Bankası'ndan çağrılıp ekonomiden sorumlu bakan yapılan Kemal Derviş, 14 Nisan 2001'de IMF ve Dünya Bankası kredileriyle desteklenen "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı"nı ilan etti: merkez bankası bağımsızlığı, dalgalı kur, kamu bankalarının tasfiyesi ve yaygın özelleştirme. TBMM'den geçen paket o dönem "Derviş yasaları" diye anıldı. AKP 2002'de iktidara geldiğinde bu çerçeveyi devam ettirdi, kesintiye uğratmadı.
Bilanço yirmi beş yıllık: kamuya hiçbir şey bırakılmadı, laiklik de anayasa da ortada kalmadı, istediğin adayı seçemiyorsun, seçsen mazbatan verilmiyor, devamında hapse atılabiliyorsun — düzen muhalefetinden kontrollü muhalefete doğru bir geçiş . Bunun sebebi de net: Türkiye'de daha itaatkâr bir işgücü yaratmak, TÜSİAD'ın ve MÜSİAD'ın gelirlerini artırmak . Ve bunu başardılar .
Tayyip Erdoğan defalarca ben bu ülkede grevleri bitirdim. Daha ne istiyorsunuz dedi ve bu doğru.
Çünkü Tekel direnişini, Gezi'yi bir kenara koyarsak, 1989 Bahar Eylemleri ya da Tariş, 15-16 Haziran gibi bir emek hareketi AKP döneminde hiç yaşanmadı; toplum artık küçük çaplı maden grevlerine bile sevinecek hale geldi — kuşatma bu kadar büyük .
Buradan ileriye bakınca görünen şu: AKP'nin siyasal doğrultusu Azerbaycan tipi babadan oğula geçen bir modele, derinleşen bir neoliberal programa ve Türkiye'nin alt emperyal girişimlere girdiği bir konjonktüre işaret ediyor — yakın örneği Suriye'deki rejim değişikliğinde diğer NATO ülkeleriyle birlikte aldığı aktif rol .
Ve bu, bütün Batı Asya'ya yayılacak bir konjonktür — bir batı ittifakı doğuya doğru genişletiliyor, Kürt siyasetiyle Türkiye de bu genişlemenin içine oturtulmaya çalışılıyor . Mekanizmanın adı da konuluyor:
Abraham Anlaşması çerçevesinde İsrail'in etrafında bir güvenlik şeridi oluşturuluyor.
AKP'ye bu rolde belli bir süre verilmiş durumda; kanıtı da ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın sözleri: bu bölge için cumhuriyetler zaten bir zorlamaydı, burada sultanlıklar vardı krallıklar vardı, biz bu bölgeye bunu öneriyoruz demesi, AKP'ye bir kredi açıldığını gösteriyor .
Tom Barrack kimdir?
ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi; Trump'ın uzun yıllara dayanan bir iş ortağı. Nisan 2026'da Antalya Diplomasi Forumu'nda bölge için işleyen tek rejim biçiminin "iyicil monarşiler" ya da "monarşik cumhuriyetler" gibi güçlü liderlik rejimleri olduğunu söyledi; Eylül 2025'te Concordia Summit'te ise Trump yönetiminin Türkiye'ye aradığı "meşruiyeti" vereceğini açıkladı. İki açıklama da Türkiye'de sert tepki topladı, CHP lideri Özgür Özel onun istenmeyen kişi ilan edilmesini istedi.
Üstüne bir de Ankara'daki NATO toplantılarındaki büyük kuşatma geliyor — sebebi de AKP'nin bu role uygunluğunu ispatlama isteği: bütün Batı Asya'da NATO adına on yıl önceki Polonya'dan ya da 1960'lardaki Türkiye'den daha sağlam, daha etki alanı geniş bir müttefik olabilecek bir ülke . Bu projeksiyonun yürütücüsü de tek bir isim: Bilal Erdoğan .
Bunun sebebi de sır değil: kimseye güvenmiyorlar, ve güvenmemeleri de normal — böyle bir darbe süreci yaşamış, kendi içinden bir sürü Fethullahçı çıkmış bir yapıdan herkese güvenmek beklenemez; kendi oğluna güvenmek daha akla yakın . Tam bu noktada akla bir örnek geliyor: Hakan Fidan bir dönem AKP içinde aday olmamış mıydı ? Ayrıntıyı İnan Demirel tamamlıyor:
Milletvekili adayı olmak istemişti. Erdoğan izin vermemişti. Adaylığını geri çekip MİT'e dönmüştü.
Ayrıntı böylece yerine oturuyor: 2015'teki 7 Haziran seçiminde Erdoğan, "arkadaşına ne vaat ettiler bilmiyorum" demişti — Erdoğan'ın siyasete nasıl baktığının net bir göstergesi . Çünkü AKP'yi CHP gibi ya da herhangi bir sol parti gibi homojen, aynı gelir grubundan gelen, aynı akideyi paylaşan insanların partisi gibi görmek burada tam da yapılan hata .
AKP'yi samimi şekilde İslamcı, kendi programına gerçekten inanan bir parti olarak görmek de aynı hatanın bir başka yüzü . Türkiye'nin son yirmi beş yılda geldiği nokta ortada: nüfusun yüzde üçü kaynakların yüzde altmışına sahip . Oysa AKP kendi programında kapitalizme karşı olduğunu söylüyor — en ağır kapitalist, en ağır neoliberal saldırıları yapan parti bu iddiayı taşıyor . İstanbul'un belli bölgelerinde insanların bir sabah tapularının gittiğini fark etmesi, evlere çökmelerin başlaması da bu tablonun parçası; İmamoğlu'nun daha önce söylediği gibi, benim diplomama çökerler, sizin her şeyinize çökerler .
Doğrudan finans kapitalin, doğrudan neoliberal sermaye odaklarının insanların evlerine, hayatlarına, güvencelerine çöktüğü bir atmosferden geçiyoruz — bu noktada AKP'nin siyasal söylemini samimi bulmak mümkün mü? Cevap zaten ortada: hayal edilen şey Azerbaycan tipi bir model, ona en yakın aday bile Bilal Erdoğan'ın yanında yöresinde değil .
İnan Demirel tam da bu noktadan CHP'nin butlan davasına bağlıyor soruyu: bu, Erdoğan'ın seçimde bir kaza yaşaması ihtimalini bertaraf etme meselesi mi, yoksa Amerika'nın bölgede öngördüğü değişiklikler çerçevesinde CHP'yi de bir kıvama getirme meselesi mi ? Benimki ikincisi — ama olay çok katmanlı .
Katmanlar geriye doğru sarıldıkça teker teker açılıyor. AKP geldiğinde dünyada bir likidite bolluğu vardı — hangi parti gelseydi o sıcak paradan yararlanacaktı . 2013'e kadar bu suni teneffüsle yaşayan bir refah görüntüsü sürdü, insanlar düşük faizle ev araba alabildi, ilk on yıl rahat geçti . Ama aynı dönemde kamusal engeller de kaldırılıyordu: devlet işletmeleri önce zarar ettirildi, sonra da "zarar ediyor" diye özelleştirildi — saldırının bir parçasıydı bu . AKP baştan beri bir özelleştirme saldırısı, sermayenin bir saldırısı olarak geldi .
Bir noktadan sonra sermaye düzeni bir şey fark etti — ve o farkındalık, sonraki on yılın bütün siyasal mimarisini belirledi :
Türkiye'nin daha hızlı hareket etmesi gerekiyor siyaseten. Daha hızlı hareket etmesi için de demokratik kazanımların yok edilmesi gerekiyor veya gevşetilmesi, tasfiye edilmesi gerekiyor.
Bu, aslında 1960-80 arasından kalan bir sorun: 1961 Anayasası bile "çok özgürlük veriyor, ayak bağı oluyor" diye görülmüş, 1980 darbesi de bu yüzden gerçekleşmişti — şimdi ise bir darbe anayasasını bile yetersiz hızlı bulan bir yapıyla karşı karşıyayız . Bu yüzden ülke lime lime edilip bir başkanlık rejimine götürüldü, bilinçli bir tercihle .
Başkanlık rejiminin cazibesi de nettir: bir tek adamın ağzından bütün ihaleler alınabiliyor, bütün iş süreçleri idare edilebiliyor — TÜSİAD için, MÜSİAD için, tek bir kişiyle konuşup bütün sorunun çözülmesi kadar iyi bir sistem yok . Öyle bir noktaya gelindi ki artık bir saray rejimi, bir tek adam rejimi oluştu; kendi koydukları iki dönem sınırını bile esnetmeye çalışıyorlar .
Ama asıl düğüm başka yerde: bütün bu alt emperyal hareketler bile sermaye birikimini hızlandıramadı, tersine yavaşlattı — çünkü FED'in özellikle 2013 sonrası faiz kararları Türkiye'yi yeniden kırılgan bir ekonomiye soktu .
Havuç veremeyen bir iktidar sürekli sopayla ayakta durur hale geldi; sopayla ayakta durup yeni bir hegemonya tesis edemediği, halkı ikna edemediği için de bir hegemonya krizi doğdu ülkede — bunun en açık göstergesi de önceki yerel seçimlerde bütün büyük kentlerin CHP'ye geçmesi, ki bu insanların ideolojik olarak CHP'li olmasından değil AKP'nin attığı adımlardan memnun olmamasından kaynaklanıyor .
31 Mart 2024 yerel seçimleri
CHP, 30 büyükşehirden 14'ünü kazanarak (2019'da 11) tarihinin en büyük yerel seçim başarısına imza attı; AKP büyükşehir sayısını 15'ten 12'ye düşürdü. Balıkesir, Bursa ve Denizli gibi geleneksel AKP kaleleri CHP'ye geçti.
İleri Okuma
- Derviş'in Ekonomi Planı — Capital2001 krizi ve Kemal Derviş'in IMF destekli 'Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı'nın içeriği.
- Emperyalizm, Alt-emperyalizm, Türkiye — marksist.netMarini'nin alt-emperyalizm kavramının kökeni ve Türkiye'ye uyarlanışı.
- Turkish main opposition leader declares US Ambassador Barrack 'persona non grata' — Türkiye TodayBarrack'ın Nisan 2026'daki Antalya Diplomasi Forumu'ndaki 'iyicil monarşi' açıklaması ve tepkiler.
- What Tom Barrack's 'legitimacy' comment reveals about Trump's Türkiye strategy — Türkiye TodayBarrack'ın Concordia Summit'teki 'meşruiyet' açıklamasının bağlamı.
- İbrahim Anlaşmaları — VikipediAbraham Anlaşmaları'nın imzacıları ve güvenlik mimarisi.
- 15-16 Haziran Olayları — Vikipedi1970'teki büyük işçi direnişinin seyri.
- TEKEL işçi eylemleri — Vikipedi2009-2010 Tekel direnişinin kronolojisi.
- 1989 Bahar Eylemleri — Uluslararası İşçi Dayanışması Derneği1989'daki grev/boykot dalgasının kapsamı.
- Hakan Fidan milletvekili aday adaylığını geri çekti — MilliyetHakan Fidan'ın 2015'teki aday adaylığı ve geri çekilme süreci.
- 31 Mart 2024 Yerel Seçimleri Sonuçları — HürriyetCHP'nin büyükşehirlerdeki 2024 kazanımlarının detayı.