Bölüm
Ahmet Şık'ın Ayna kitabı Kürt hareketinin PKK şiddetiyle geç kalmış bir yüzleşmesini savunuyor; birkaç dakika sonra gündeme gelen Demirtaş spekülasyonu ise aynı hareketin seçim taktiğine, geleceğine bakıyor — biri geçmişin hesabı, öbürü sandığın hesabı.
Fransa kendi tarihini cumhuriyetlerle sayar, Türkiye'ye sorulunca da aynı soru çıkıyor: kaçıncı cumhuriyetteyiz? Cevap 1980'den başlıyor — Kenan Evren'in kurtardığı ve sahte bir forma soktuğu cumhuriyet, AKP'yle birlikte sultanlığa dönüşüyor.
Troçki'den Mao'ya, Bolşevik Devrimi'nden Küba'ya: iktidarı ele geçirmenin tek doğru yöntemi yok, her devrim kendi ülkesinin sınıfsal ve tarihsel aşamasına göre şekilleniyor — bu ne ilkesiz bir pragmatizm ne de kutsal metne sadakat meselesi.
Sol tarihinin en hipnotik hatipleri Bülent Uluer ile Bülent Forta'dan yola çıkarak: kişi kültü antidemokratik bir sapma değil, tarihsel mücadelenin bizzat aracı — Atatürk'ten Mao'ya, Mahir'lerin panteonundan Churchill'e; ve bu çerçeve doğrudan bugüne, Erkan Baş'ın adaylığına uzanıyor.
Ankara'daki NATO zirvesi öncesi yüzlerce sol aktivistin tutuklanması devletin korkutma stratejisinin en somut hali; Deniz Göktaş'ın hapse girmeyi göze almış bir figür olarak yükselişiyse bu stratejinin neden tutmadığının kanıtı.
Başaran Aksu, Dev Yolculuktan Soma'daki linç girişimine, oradan bağımsız işçi örgütlenmesine uzanan hattıyla gerçek bir organik aydın örneği; buna karşılık Reddit'te teori biriktiren pasif solcular ile ABD kaynaklı dil polisliğinin mirasçıları, sahiciliğin yerini performansın aldığı iki ayrı vitrin. Ölçüt hep aynı: kaç kişiyi karşı taraftan bu tarafa getirebildiğin.