Yazı

Ya Holdingler Ya Halk

Kadıköy'ün planlı çöküşü kültür savaşının nasıl işlediğini gösteriyor: halk kimliklere ve tüketim kalıplarına bölündükçe muhalefet içeriden vuruluyor. Kazanmanın tek yolu emek merkezli bir halk öznesini yeniden kurup karşıya holdingleri dikmek.

Limbo # Kupa finali öncesi serbest muhabbet

Ortaokul yıllarımdan hatırlıyorum: Kadıköy o zaman Avrupa'nın bir tarafı gibiydi, Orta Avrupa'nın bir semti gibiydi .

Şu an içler acısı oğlum her yerden çöp suyu akıyor falan, abuk subuk tipler her yerde, saçma sapan mekanlardan gelen mafyatik oluşumlar, bütün iskeleye kadar inmişler böyle. Esnaf bile bozulmuş komple.

Ermeni kilisesinin duvarlarının üstünde Ankara pavyon müzikleri açıp dans eden tipler görüyorsun .

Buradaki mesele bir yozlaşma ağıtı değil, çünkü bu çöküş kaza değil. Adım adım kurulan bir teknik var: önce bir semt güvencesiz, ardından güvensiz hale getiriliyor . Her hafta sonu, orada yaşamayan pislik tipler dışarıdan enjekte ediliyor, sokaklar güvensizleşiyor . İnsan yaşadığı yerden tiksinecek hale geldikten sonra sıra son hamleye geliyor.

Ondan sonra da oraya mesela bir büyük AVM yapıyor, herkes of burası da oturulmayacak bir yerde, en azından şu an oturulabilir oldu diyor. E bir taşla on kuş vurdu adam abi.

Bir taşla on kuş, çünkü hamle üç işi birden görüyor: kamuya ait bir yere çökülüyor, orası özel holdinglere doğrudan peşkeş çekiliyor, insanlar nezdinde de bütün bu yağma meşru kılınıyor . Semti önce çöplüğe çevirip sonra kurtarıcı gibi görünmek, sürekli meşruiyet üreten bir çarkın kendisi. İşin en sinir bozucu yanı da bu: Kadıköy'ün nasıl o duruma getirildiğini artık orada bile tartışamıyorsun, tartışmaya kalkanı "sen hırtsın" diye sallayıp geçiyorlar .

İzmir'de aynı teknik işliyor, hatta daha ağırı. Orada belediyenin kendisi baştan bu çöküşü yaratıyor, sonra ne dersen de "AKP para vermiyor" cevabına sığınıyor . İzmir CHP'sindeki apolitiklik felç edici; bir Malatya ya da İç Anadolu CHP'si gibi politik olmak zorunda olmadığı için müthiş bir rehavete yatmış durumda . Bu rehavet bedava değil: apolitikliğin kendisi AKP'ye İzmir üzerinde çifte meşruiyet kazandırıyor .

Asıl silah ise mekanizmanın gerisinde: insanı kimliklerine ve tüketim alışkanlıklarına bölen kültür savaşı, muhalefeti tam da içeriden vuruyor . Belli bir siyasal kesimi bir yere sıkıştırıyorsun, o kesim de farkında olmadan özel bir jargon geliştiriyor, kendini daha da kötü hale getiriyor . Bir yerden sonra iş, birinin kız arkadaş bulamayışını sözlüklerde bir toplumsal probleme dönüştürmesine kadar iniyor: bunların saçı mavi olur, bunlar şu bisiklete biner diye kendi zaafını yansıtıyor . Trajik olan şu ki bunu yapan adam normalde muhalefet partilerine oy veriyor; kendi fizyolojik yetersizliğini fetişleştirdiği için, karşı taraf da onu karikatürize ederek rahatladığı için bir aşağılık kompleksi döngüsü kuruluyor . Bu döngüden sürekli darbe yiyen, Kadıköy'de yaşayan insanın kendi hayatı .

Çaresi de iki sahte çözümden birini seçmek değil. Ne var olan her şey dokunulmaz ilan edilip korunacak, en salak gruplar bile "koruyalım" diye savunulacak ; ne de karşı tarafın karikatürüne teslim olunacak. Bu tam olarak bir tuzak, çünkü o grupların varlığı diyalektik olarak karşı tarafın bu şekilde mobilize olmasını besliyor . İkilemin kendisini reddedip üçüncü bir yerden gelmek gerekiyor, yoksa yobazlarla köşe kapmaca oynamaktan başka bir şey yapmıyoruz: gittiğin semtin içine ediyorlar, üç yıl sonra daha pahalı, daha güvencesiz bir yere taşınıyorsun, bir noktada onun kirasını da veremez hale geleceğiz . Bu arada kavramlara da fazla takılmamak lazım. "SJW" terimini kendim de yanlış buluyorum, alt-right'ların ürettiği problemli bir tabir; normalde bunlara neoliberal azınlıkçılar diyorum, o terimi sırf en hızlı anlaşılsın diye kullanıyorum .

SJW terimi

"Social Justice Warrior" (toplumsal adalet savaşçısı) tabirinin kısaltması. Amerika'da "alt-right" çevrelerin ürettiği ithal bir hakaret; ilerici, sol, kimlik siyaseti yanlısı kesimi hedef alır ve onu gerçek bir mesele için değil, ahlaki üstünlük ya da statü için bağıran, ciddiye alınmayacak bir tip olarak damgalar. Konuşmacı terimi problemli buluyor, kendi tercih ettiği kavram "neoliberal azınlıkçılar".

Üçüncü yer, bir inşa işi: bir seçimi demokratik bir kitle hareketi kurmadan kazanmanın hiçbir yolu yok ; o kitleyi kimliklerimizden ve tüketim alışkanlıklarımızdan bağımsız bir halk formu olarak, yeniden bir halk öznesi olarak inşa etmemiz gerekiyor . Ortak bir ruh, eskisinden daha sağlam bir "tasada ve kıvançta birlik" . Bunun politik karşılığı da nettir: bu ülkeye yirmi beş yıldır göremediği bir ana muhalefet gerekiyor, o ana muhalefetin komünist parti olması gerekiyor. Önce onu inşa etmeden iktidar zaten alınamayacağı için oyları bölmek şart . "Oyları bölmeyin" edebiyatının tersine, oyları net bir şekilde bölmek gerekiyor. Bu halk öznesini kuracak tek yapı da bugün Türkiye İşçi Partisi .

buradan bu emek merkezli bir halk kavramı inşa ederek […] holdinglerle halk karşı karşıya ikilemini ne zaman kurarsak biz kazanırız.

Zaten bütün sorun bunu kuramamamız. Tam holdinglerle halkı karşı karşıya getirecekken birileri araya giriyor: bunlar Kürt, bunlar gay, bunlar Alevi diyerek paramparça edilmiş kimlikleri birbiriyle kavga ettirme noktasına getiriyorlar . Bu böl ve yönet, dünyanın en eski stratejisi. Yenilmemek onu yememekten geçiyor. Bunu da bütün sol için söylüyorum: eninde sonunda buraya gelmemiz gerekiyor .

İleri Okuma

Paylaş